DAĞILIN BAYLAR
Sendika logosu… Kiminin gözünde sıradan bir grafik. Oysa bir hafıza. Eğitim-Bir-Sen’in logosu mesela… Ortasında kitap, yani “oku” der. Altında zeytin dalı, yani “adalet, barış, helal lokma” der. Ve o logoyu çizen isim: Necip Evlice. Edebiyat dergilerinde İdris Hamza adıyla şiirler yazan, Nuri Pakdil’in yolunda yürüyen bir kütüphaneci… Bir sendikanın logosunu çizdi, aslında bir neslin iddiasını şekillendirdi.
O iddianın mimarı ise hiç kuşkusuz Bilge Sendikacı Mehmet Akif İnan’dı. “Bilge sendikacı” denmesi boşuna değildi. 2000’li yılların öncesiydi. Eyüp Çetinkaya hatıratında anlatıyor: ‘’Periyodik toplantılarımızdan birini yapıyorduk, bize ‘Benim Milli Eğitim Bakanı olmamı mı istersiniz, yoksa güçlü, toplu sözleşme masasına oturan sendika başkanı olmamı mı istersiniz?’ diye sordu. Biz de ‘Tabii ki Milli Eğitim Bakanı olmanızı isteriz’ dedik. ‘Hayır’ dedi. ‘Ben Milli Eğitim Bakanı değil, toplu sözleşme masasına oturan sendika başkanı olmayı tercih ederim. Çünkü arkanızda yüzbinler olacak. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanı’ndan daha etkili olursunuz.’’
Dinleyin beyler,
Bugün o hayali yaşatan, o ruhu taşıyan kişi, Ali Yalçın’dır. Ali Yalçın o masaya altı ay öncesinden oturdu. Sadece gündüz değil, gece de… Sadece toplantılarda değil, sokakta da… Teşkilatını koşturdu, sahayı her yönden işgal etti. 81 ilde emekten gelen gücü kullandı. Yani sadece “masadayım” demedi, “her yere girdim, teşkilatımı örgütledim, halkı harekete geçirdim” dedi. Yaptı da. Teşkilat kenetlendi. Üzerindeki sorumluluğun bilinciyle hareket etti.
Ve süreç boyunca, özveriyle çalıştı. Ne demek özveri? Yani tek pankartla, sözüm ona gece geç gelen saatte karından atılmış tivit değil, sosyal medya avuntusu değil; gerçek, sahada kazanılan, rakamlarla gösterilen mücadele… Binlerce kamu görevlisi Ankara'da Anadolu Meydanı’nda toplandı, “Yetersiz teklife hayır!” diye haykırdı. Birçok ilde yüzlerce “eylemci” değil, “binler” vardı. Bunlar tesadüf değil. Bunlar, Ali Yalçın’ın teşkilatına “masa öncesinde de, masa esnasında da” gece gündüz demeden yaktırdığı ateşin ürünüydü.
Başkan, meydanda şöyle seslendi: “26 gündür mücadele ediyoruz… bu sürede taban aylığa sembolik zam değil, gerçek iyileştirme istedik” yani sadece laf değil, meydanda çalışan, iz bırakan gerçek eylemler oldu. Bu sizler yaptınız, teşkilatlar yaptı.
Bugün toplu sözleşme masasından çıktık. Taleplerin hepsi alınmadı, bazıları yarım kaldı. “Başarısız oldular” diyen çok. Ama masada oturmak, aslında Akif İnan’ın işaret ettiği büyük başarıdır. Çünkü masanın dışında kalmak, hiç söz söyleyememektir. Masada olmaksa, milyonların sesi olabilmektir. Düşünebiliyor musunuz biz kamudaki yaklaşık dört milyon memurun sesi olduk.
Bunu hiç mi ama hiç unutmayın beyler...
Ve gelelim masanın dışında kalanlara…
Şimdi de siz dinleyin baylar,
Sözüm size baylar... Sizler beklediniz. Sendikanın başarısız olmasını dilediniz. “Biz olsaydık” dediniz. Peki, ne yaptınız? Koca Türkiye’de güya eylem yaptınız… Kiminizde yapamadınız. Sembolik olarak bile yapmadınız. Yüzbinlerce üyesi olanınızın eylemlerine katılan sayısı 150–200 kişi. Nerede kitleleriniz? Siz niçin varsınız? Masada satan biz değil, masanın dışında “kitle” diye ortada görünmeyen siz değil misiniz?
Gerçek şudur: masada olursun, konuşursun, pazarlık yaparsın, hakkını ararsın. Masanın dışında kalırsan, slogan atar, pankart açar, manasız tivit atar, birkaç fotoğraf çektirir, sonra dağılırsın.
Şimdi tekrar hatırlatayım. Bir hayal vardı… Mehmet Akif İnan kurmuştu, “Masada sendika başkanı olmak, bakan olmaktan daha etkili” demişti. Eğitim Bir Sen ve konfederasyonu hala masada… Hala etkili… Gerisini siz düşünün!
Şimdi dağılın baylar.
"Eğitimde Proje Yükü: Projelerin Ağırlığı Altında Kalan Eğitim Süreci"
DAĞILIN BAYLAR
Dağılın Baylar
Çanakkale-Gazze Hattında İnsan-ı Kâmili Aramak
Bizimle canlanacak nice umutlara doğru
Destansı Yürüyüş, Umudun Zaferi, Birliğin Gücüyle Büyüyen Başarı Hikâyesi
Psikopatik zevzeklerin kuru gürültüsü
Re’sen Atama Hangi Aklın Kârı
“Algıya Değil, Alın Terine Bakarız”